




Evinizin Rahatlığında. Doğaya saygıyla.






Yalnız bir kampçı, bir çift veya geniş bir aile bile olsanız kamp yapmak tatil seçenekleri içerisinde en ekonomik olanıdır. Bir otelin bir günlüğüne ödeyeceğiniz parayla bütün bir tatilinizi geçirebilir, hatta çadır ve kamp malzemeleri sahibi olabilirsiniz.

Tipik paket tatiller ve rehberli turlar, başından sonuna kadar belli zamanlarda belli programları yapmayı, grup ile birlikte hareket etmeyi gerektirir. Size sunulanı kabul etmek ve onunla yetinmek zorundasınızdır. Gruptan bağımsız hareket etme şansınız pek olmaz.
Kamp yaparak ne istediğinizi ve ne zaman istediğinizi kendiniz belirleme şansına ve özgürlüğüne sahipsiniz. Eğer kamp alanınızı sevmezseniz ya da sıkılırsanız pratik bir şekilde toplanıp ertesi gün bambaşka bir yerde uyanmak üzere hareket edebilirsiniz.
Birçoğumuz teknoloji ile dolu şehir hayatı içerisinde yaşarız. Ve sık sık uzaklaşmayı, doğayla iç içe zaman geçirip huzur bulmayı hayal ederiz.
Kamp hayatı doğaya ve hatta vahşi yaşama daha yakın olmamızı sağlar. Normalde günlük yaşantımızda görmediğimiz, koklamadığımız ve duymadığımız şeylerle karşılaşmamıza ortam yaratır. Bizleri şehir hayatının stres ve sıkıntılarından tamamen uzaklaştırarak en güzel terapiyi sağlar.

Tek bir çadır içinde olmak çiftleri ve aileleri birbirine daha yakınlaştırır. Bilgisayar ve televizyon olmadığı için bireyler birbirleriyle daha yakından ilgilenme fırsatı yakalarlar. Evde zaman bulunmadığı için yapılamayan uğraşılar ve ilgi alanları kamp hayatı içerisinde daha kolay yapılır.
Modern yaşamın olmazsa olmazları olan tüm araç ve gereçlerinden kurtulup, daha basit ve sade zaman geçirirsiniz.
Evcil hayvan sahipleri tatil zamanlarında hayvanlarını güvenebilecekleri bir yere bırakma konusunda sıkıntı çekerler. Tatil köyü, otel gibi konaklama noktalarının çoğunda evcil hayvan hoş karşılanmaz, müsaade edilmez.
Kamp hayatı içerisinde evcil hayvanlarınız kendi doğal ortamlarında daha mutlu ve huzurlu olacaklardır. Özgürce oynayıp, yiyip içip, ihtiyaçlarını giderebileceklerdir. Ailesiyle birlikte onlar da tatil yapmanın mutluluğunu yaşayacaklar.

Bir müzik festivali veya bir eğlence var ise gündemde, ona yakın bir noktada konaklayabilir, festivali içinde yaşayarak takip edebilirsiniz. Dolayısıyla festival ve eğlence bittiğinde siz birkaç adımlık yolla yumuşacık yatağınıza ulaşabileceksiniz.

Çoğumuz çocukluğumuzda kamp yaşamını tecrübe etmişizdir. O günlerde yaşadığımız o güzel ve mutlu hatıralar tekrar canlanır. Belki de çocuğunuza güzel anılar bırakırsınız he ne dersiniz.
Kamp çadırı kuracağınız yer belki bir sahil kenarı, belki dağbaşı ve belki de ormanlık bir alanda göl kenarı olacak. Herneresi olursa olsun o ortam içerisinde doğayla baş başa belki şimdiye kadar görmediğiniz bir canlı türünü keşfetmenin mutluluğunu, belki de ilk kez kamp ateşi yakmanın sevincini yaşayacaksınız.
Yakında bir meyve ağacı keşfedecek ve dalından yemenin tadına doyamayacaksınız. Civarda keşfe çıkıp çeşitli sürprizlerle karşılaşacaksınız. Ve akşam olduğunda veya eve döndüğünüzde anlatacak o kadar çok şeyiniz olacak ki, dinleyenler de size imrenecek.

Bir kamp alanında çadırınızın yanında otururken veya masanızda yemek yerken potansiyel arkadaşlıklar için bir sohbet başlatmak kamp hayatı içerisinde daha kolay gerçekleşir. Civarda dolaşırken ilginç kişiliklerle tanışabilir, yeni ve farklı hayatlar tanıyabilirsiniz.
Kısacası bir otel ve tatil köyüne oranla kamp yaşamı çok daha ekonomik, daha esnek, serbest ve rahattır.
Kamp alanınızı seçerken ihtiyaçlarınızı iyi belirleyin. Bulaşık, tuvalet, duş gibi ihtiyaçlarınıza cevap veren bir kamping alanı işinizi görecektir.
Kampçılık, çadır ve diğer gerekli ekipmanlarla birlikte sporcuların doğal bir şekilde yola çıkması ya da daha önceden ayarlanmış alanlarda kalması olarak tanımlanabilir. Kampçılık tek başına yapılabildiği gibi diğer sporlarla birlikte de yürütülebilir. Özellikle dağcılık ve trekking gibi ekstrem sporlarla ilgilenenler için kampçılık ayrılmaz bir parçadır. Bazen günlerce ya da haftalarca süren parkurlarda, çoğu sporcu yanına kamp malzemelerini de alarak doğanın keyfini çıkarır.
Uyku tulumları ve çadırlarla yapılan kampçılık belli bir süre konaklamayı kapsar. Hem orman içinde ve dağ eteklerinde hem de deniz kıyısında yapılabilen kampçılık doğa ile iç içe olmak demektir. Her türlü doğa etkinliğinin temelini oluşturan bu spor zihinsel açıdan da rahatlamayı mümkün kılar.
Kamp malzemelerinin eksiksiz olarak temin edilmesi kamp yapmanın temelini oluşturur. Ekipman ve kıyafetler, değişen hava koşulları ve engebeli araziler göz önünde bulundurularak hazırlanmalıdır.
Temel kampçılık eğitimi öncelikle kampçılığın bir yaşam biçimi olduğu öğretisi ile başlar. Kampçılık faaliyetinde bulunanların doğaya ve canlılara saygı duyması beklenir. Doğada bulunan bitkilere, hayvanlara ve ağaçlara zarar verilmemesi ve ateş yakıldıysa mutlaka söndürülmesi gerektiği gibi bilgilerin kampçılar tarafından özümsenmesi şarttır.
Doğa ile ilgili bilinmesi gerekenlerle birlikte kampçılık eğitimi sporcuların yapması gerekenleri de içerir. Özellikle ilk kez kamp yapacakların çadır kurma, ateş yakma, yemek hazırlama ve kampı toplama aşamalarında nasıl bir yol izlemesi gerektiği eğitim içinde yer alır. Değişen hava koşulları da göz ardı edilmeyerek mutlaka gidilen bölgenin iklimine uygun kıyafetler taşınmalıdır.
Kamp yerinin seçimi de büyük önem taşır. Bazı bölgelerde çeşitli hizmetler veren kamp alanları bulunur. Bu alanlar çadır ihtiyacını bile karşılayabilir. Özellikle Avrupa’da neredeyse her kamp alanında bu hizmetleri alabileceğiniz özel işletmeler vardır. Kendi çadırını kurmak isteyenler ise su kaynaklarına yakın, çok eğimli olmayan ve tuvalet gereksinimi için uygun yerlere kamp kurabilir. Kamp alanının bulunduğundan daha temiz bırakılması da kampçılık ilkelerinden biridir.


Öncelikle söylemeliyim ki buraya yazamadığım daha bir çok kamp yeri mevcut. Şimdilik aklıma gelen bir kaç noktayı yazıyorum. Aklıma geldikçe devamı gelecektir 😉
1.Yukarı Kavrun Yaylası
Rize denilince akla ilk gelen noktalardan birisidir Kavrun Yaylası. Kaçkar zirveye en yakın ve en büyük yaylalardan birisidir. Çadırınız yoksa bile kalabileceğiniz yerlerin olduğunu unutmayın ama siz yine de çadırla kamp kurmayı tercih edin 😉
2.Tatos Gölleri
Tatos Gölleri, Çamlıhemşin’in Verçenik Yaylası sınırlarında bulunuyor. 2900 metre’de bulunan Tatos Dağları’nın eteğindeki çanakta buzulların erimesi ile dolan ve bir birine bağlı olan Tatos Gölleri toplamda 3 tane. Bahar sonu ve yaz başında göllerin kenarında açan rengarenk çiçekler sonbahara kadar Kaçkar tırmanışında soluk almak, fotoğraf çekmek ve kamp kurmak için gelenleri karşılıyor.

3. Pokut Yaylası
Yayla Çamlıhemşin ilçesinde yer alıyor. 1800 metreden yüksekte bulunmasına rağmen mucizevi özelliğe sahip Karadeniz esintisiyle ağaç yetişen ender noktalardan biri Pokut. Kaçkarlar’ın en iyi seyir terası olarak bilinen Pokut Yaylası’nda görsel bir şölene tanık edin, tertemiz havasını derin derin içinize çekerek soluyun ve yeşilin her tonuyla kucaklaşın.

4. Dilberdüzü (Mecovit)
Dilberdüzü, yaklaşık 2900 metre yükseklikteki düzlük olup Kaçkarlar’ın zirvesine klasik rotadan tırmanan dağcıların kamp alanlarından biri. Dilberdüzü’nün ortasından buz gibi suya sahip bir dere akar ve özellikle de yaz aylarında kampçılar bu dere boyunca çadır kurar. Kaçkar zirvenin hemen altında bulunan yerde yazın doluya maruz kalabilirsiniz 🙂

5. Galer Düzü
Ayder Yaylası’nın 1600 metre rakımlı Galer Düzü, gerçekleştirilen ödüllü boğa güreşleri ile ünlü bir yer. Geleneksel olarak her yıl düzenlenmeye çalışılan boğa güreşleri hem yerli halkın hem de gezginlerin favori rotalarından biri. Ayrıca Galer Düzü Kaçkar tırmanışçılarının da kamp alanlarından.

6. Gito Yaylası
Rize’nin Hemşin ilçesine bağlı olan Gito Yaylas , 2400 metre yükseklikte konumlanmış. Kaçkarlar’ın el değmemiş doğasına bu köyde de şahit olmaya devam etmenin paha biçilemez bir duygu olduğunu hatırlatmak isterim.

7. Büyük Deniz Gölü
Hem Kavrun, hem Ceymakçur yaylasından çıkılabilinen Büyük Deniz Gölü adı gibi büyük bir buzul gölüdür. Gölün çevresindeki patika yoldan kuzeybatıya doğru tırmanıldığında Kaçkarlar’ın etkileyici zirvesi görülür. Ayrıca tırmanılan bu aşıttan hava durumunu değerlendiren dağcılar, Kaçkarlar’ın zirvesine olan tırmanışlarına devam edip etmeme kararlarını bu nokta verirler.

8. Karadeniz Gölü
Büyük deniz gölü gibi Karadeniz gölü de Hem kavrun, hem Ceymakçur yaylasından gidilebiliyor. Lakin bu gölden aşağıya Ceymakçur yaylasında doğru rota içerisinde bir çok güzel kamp alanı mevcut.
9. Şen Yuva Köyü
Yöre tarafından bilinen adı Çinçiva olan Şen Yuva Köyü, ünlü köprüsü ile ziyaretçilerini karşılar. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde yer alan Şen Yuva belki de yeryüzünde yapılan en iyi muhlamanın yenilebileceği yerlerden. Çünkü Şen Yuva Köyü dünyaca ünlü muhlamayı Karadeniz mutfağına kazandırmasıyla bilinir.
10. Ayder yaylası
Böyle bir liste yapıpta Ayder yaylasını yazmamak olmazdı. Bi Ayder’li olarak size kısa bir bilgi vereyim. Ayder aslında bir yayla değil 🙂 Evet Ayder aslında yöre halkı için ambarlıktır. Bölge köylerinde kalan halk yaylalara çıkarken uğrayıp dinlendikleri gıdalarını sakladıkları ambarlık olarak kullanırlarmış. Yaklaşık 260 metreden çıkarılan sıcak su ile kaplıca turizmine yönelen Ayder’e zamanla yayla denmeye başlanmış. Kaplıcanın suyu 50 derece olup çeşitli rahatsızlıklara iyi gelmektedir. Başta romatizma, kireçlenme olmak üzere pek çok hastalığa iyi geldiği belirtiliyor. Kaplıca sularından fayda görmek için havuza girmek, özel banyo almak ya da içmek mümkün. Karadeniz Teknik Üniversitesi`nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Güler yaptığı açıklamada, kaplıca sularının romatizmal eklem hastalıkları, sinir, sindirim, dolaşım sistemi hastalıklarıyla idrar yolları ve üreme organı hastalıklarına iyi geldiğini belirtiyor.
Kaplıca suları ayrıca, egzama ve sedef, ergenlik sivilceleri gibi cilt hastalıklarının tedavisinde de kullanılıyor. Tabii ki, kaplıcaya girmeyi sakıncalı kılacak durumlar da var. Örneğin kanamalı rahatsızlıklar, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlıkları başta geliyor. Bu nedenle kaplıcaya girmeden önce mutlaka uzman bir doktora danışmak şart.
Ve son bir not : O eski halinden eser kalmadı şimdi 😦

Başlıktan da anlayacağınız üzere bu gün baya bi yer gezdim ve çok eğlendim..

İlk gittiğimiz yer Elevit yaylası idi.. Küçük bir yer ama gayet canlı ve sıcak bir yerdi.. Köy kahvesinde oturup çay içmeden olmazdı. Köy diyorum çünkü aslında orası köy olarak geçiyormuş. Valla ben kahvecinin yalancısıyım 🙂
Zamanımız kısıtlı olduğu için çok kalamadık ama gayet hoş ve güzel bir yerdi..

Yol boyunca çok zor arazi şartlarında gittik. Muhakkak bindiğiniz aracın 4×4 olmasına dikkat edin..

Yeşil yol projesi için boşa para harcayacağınıza yaylaların mevcut yollarını iyileştirmeyi deneseniz daha çok sevap işlersiniz sayın HÜKÜMET.!

Elevit yaylasından sonra bizi karşılayan hayvanlarla birlikte yolumuz Trovit yaylasına düştü.. Burası da gayet küçük ama hoş yaylalarımızdan biri.. Bir sürü küçük baş hayvan ve onların yılmaz bekçileri köpekler bizi karşıladı..

Bu yaylada zamanının son günlerini yaşıyor olsa gerek çünkü sadece 1 tane teuze görebildik. Diğer yaylacılar sahilde ki evlerine inmiş olsa gerek..

Aşağıda gördüğünüz Trovit yaylası. Onuda geçtikten sonra Palovit’e gidebilmek için aşmamız gereken bir tepe kalmıştı ki yoldan da anlayacağınız üzere baya dik bir tepeydi..

Bu panoramik görüntü manzarayı az çok özetler sanırım..
Evet Kaçkar’ların eşsiz manzarası buradan da görünüyor.. Bu vadi kış sporları için harika bir yer olsa gerek..

Bu manzaranın tadını çıkarmadım desem yalan olur..

Ve tabi ki bu eşsiz manzaraya ulaşmamızda bize yardımcı olan o güzel araç..

Sonrasında sırasıyla Palovit ve Amlakit yaylalarında geçtik ama zaman kısıtlılığı nedeniyle durmadığımız bu yaylalarda fotoğraf çektirme fırsatı bulamadım.. Yukarıda gördüğünüz fotoğraf Amlakit yaylasına ait.. Daha çok orman içerisinde kalan bu yaylanın geleni gideni çok.. Meydanda cafe kave tarzı küçük bir yer vardı ve geyet hoş bi mekandı..

Yürümek istemiyorsanız ve gezmek istiyorsanız bu güzergah sizin için gayet uygun.. Tabi bu yolun sonunda Çamlıhemşin’e inmeden önce ki son durak olan Palovit şelalesine uğramadan olmaz..

Hayran olunası manzarasıyla bu şelalenin altına kadar gidip girmemek olmaz.. Suyun soğukluğu bütün damarlarınızı açacak ve sizi kendinize getireceğinden eminim..
Bu ve bunun gibi bir çok güzergahla size yeni yazılar yazmaya devam edicem.. Çünkü Karadeniz’li olmak bunu getektiriyor…

Bir kamp macerasının olmazsa olmaz malzemelerinin başında elbette çadır geliyor. Çadırınız sizi hava koşullarından (sıcak, soğuk, yağmur, kar) ve böcek gibi canlılardan koruyan geçici yuvanızdır. Bu sebeple, geçici evimizi seçerken dikkatli davranmalıyız.
Öncelikle, çadırlar minimum ihtiyaçlar göz önüne alınarak üretildiklerinden, çoğunlukla dar yapıda olurlar. Yani eğer klostrofobiniz veya geniş alana ihtiyacınız varsa, tek kişilik değil, benim gibi 2 kişilik bir çadırı tercih edebilirsiniz. Çadırda birden fazla kişi kalacaksa ve siz de kampı bizim gibi keyif için yapanlardansanız çadırda kalacak kişi sayısından +1 fazla kapasitede çadır almanızda fayda var. Yani 3 kişinin kalacağı bir çadır alırken “4 kişilik” ibaresi aramalısınız.
Tabii alacağınız çadırı hangi mevsim(ler)de ve ne koşullarda kullanacağınız da önemli. Örneğin “3 Mevsim Çadırı” olarak adlandırılan çadırlar sizi kısa süreli – hafif yağışlardan korusa da, bir kış kampı veya 3-4 günden uzun kamplarda sıkıntı yaşayabilirsiniz. 4 Mevsim çadırları daha mukavemetli olsalar da, yükte ve pahada ağırdırlar.

Kullanılan malzemeye göre kamp çadırları, hacmi arttıkça ağırlığı da o oranda artar. Dolayısıyla, eğer kamp alanına araçla değil de yürüyerek ulaşacaksanız, sırtınızda taşıyacağınız her gram yorgunluğunuzu artıracaktır. Kamp alanına ulaşmak için uzun bir yürüyüş sizi bekliyorsa sırtınızda (bazen de elinizde) 3-4 kiloluk bir çanta taşımak bir süre sonra keyif değil, azap olmaya başlayacaktır.
Tabii soğuğa dayanıklı çadırlar da haliyle, yazlık veya 3 mevsim çadırlardan ağırdır. Fakat bu ağırlığa katlanmak, gece boyu titremekten daha çok tercih edeceğiniz bir külfet olmalı.
“Doğru etkinliğe – doğru malzeme” ilkesini aklınızda bulundurarak, hangi mevsimde kampa gidecekseniz, ona uygun bir çadır alışverişi yapmanızda fayda var.
“En iyisi olsun, her koşulda kullanayım” deyip, pahalı ve ağır bir 5 mevsim ekspedisyon çadırıyla ilk baharda kamp yapmak ne kadar doğru olmayacaksa, “ucuz ve hafif” olsun deyip ince bir 3 mevsim çadırıyla yağmurlu (veya karlı) geçmesi muhtemel kamplara da gitmek tehlikeli ve sağlıksız olacaktır.
Kamp çadırları malzeme ve kişi sayısına göre de sınıflandırılırken ana sınıflandırma kriteri mevsim ve hava koşullarına göre yapılır. Gelin şimdi de 3 mevsim, 4 mevsim ve 5 mevsim çadırları olarak yapılan bu sınıflandırmaya göz atalım.

En popüler çadırlardır. Yükte hafiftirler. İlkbahar, yaz ve sonbahar aylarında konforlu bir kamp deneyimi sunarlar. İç – dış tenteli veya yalnızca tek tenteli modelleri bulunur. İki tenteli modeller istenirse çok sıcak akşamlarda yalnızca iç tente ile birlikte kullanılabilir. Böylece serin bir gece geçirmek, yıldızları izlemek ve aynı zamanda sivrisinek ve böceklerden uzak durmak mümkün olur.
Tek tenteli modellerde hava akımı az olacağından içerideki sıcaklığın artmasına sebep olur ve bazı yaz akşamlarında konforsuz bir gece geçirmenize sebep olabilirler. Ayrıca -içinde tül katmanı olmayan- tek tenteli çadırlarda çadırda kalanların nefeslerinin yoğunlaşmasıyla iç kısımlarda “terleme” dediğimiz ıslaklıklar oluşur. Dar alanlı çadırlarda malzemeleriniz, eliniz – kolunuz çadırın iç kısmına dokunduğunuz anda ıslanır ve rahatsız edici olabilir.
Bu çadırlar ilkbahar ve yaz yağmurlarında sizi kuru tutar.

Üç mevsim çadırların geliştirilmiş hali olarak düşünebiliriz. Rüzgâr, yağmur ve kara karşı daha dayanıklıdırlar. Nispeten sert hava koşullarında kullanılabilirler. Bu çadırlarda daha sağlam ve su geçirmez kumaş, sağlam poller ve daha kalın taban kumaşı kullanılır.

Bu çadırlar her türlü hava koşuluna dayanacak şekilde tasarlanmıştır. En sert rüzgârlar, şiddetli kar ve yağmurda dahi güvenle kalabileceğiniz çadırlardır.
Daha sert poller, daha kalın kumaş kullanıldığından, haliyle, diğer çadırlara göre daha ağırdırlar.
Gelin özetleyelim. Kamp çadırı seçerken;
Kamptan keyif alabilmemiz için sağlığımız da yerinde olmalı. Kamp malzemelerinin belki de en önemlisi olan kamp çadırı, taşırken çileye dönüşmemeli ama içine girdiğinizde de ihtiyaçlarınıza uygun olmalıdır.
Uzun ve yorucu bir haftadan sonra keyifli bir kamp etkinliğini kim istemez ki? Hatta çoğumuz kamp planımızı hafta başında yapıp, heyecanla hafta sonunu bekleriz. Ancak doğada kamp yapmanın da püf noktaları vardır. Yeterli bilgi, birikime sahip değilsek ve tedbirli davranmazsak, heyecanla beklediğimiz kampımız istenmeyen durumlara ve sonuçlara yol açabilir.
Bu tedbirlerin en başında kamp yeri seçimi ve tabiî ki vahşi hayvanlara karşı alınması gereken önlemler var. Şanslı bir ülkedeyiz ki aslan, kaplan, timsah, kara mamba vs gibi en ölümcül vahşi hayvanlar ile aynı topraklarda yaşamıyoruz. Elbette bölgesel olarak farklı hayvan türleri barındıran ormanlarımız olsa da bu yazıda ülkemiz genelinde ismi en çok duyulan vahşi hayvanlardan bahsetmek istiyorum.
Sanırım hepimizin aklına ayı, kurt, yaban domuzu ve yılan geliyor. Yaşamakta olduğum Kocaeli ve civarı bölgede yaklaşık 4 yıldır hemen hemen her hafta sonu, günlük doğa yürüyüşleri ve kamp faaliyetleri yapan birisi olarak hiçbir vahşi hayvanla karşılaşmadım. Mutlak suretle bunun en büyük sebebi çoğunlukla grup etkinliklerine katılmış olmamdır. Ama yine de okuduğum yerli ve yabancı yazılar, yine izlediğim, takip ettiğim yerli ve yabancı belgeseller, tv programları, yayınlardan öğrendiğim bilgileri, objektif bir şekilde sizlerle paylaşmak istedim.
Doğadaki kamp faaliyetlerimizde vahşi hayvanlara karşı almamız gereken ilk tedbir kamp yeri seçimimizdir. Dolayısıyla ilk olarak nehir, dere, ırmak gibi su kaynaklarının kenarlarında kamp yapmamalıyız. Vahşi hayvanlar su ihtiyaçlarını gidermek için bu kıyılara geleceklerinden dolayı su kenarlarında kamp güvenli değildir. Mağara, in vb yapıların yakınları da yine güvenli değildir. Bu gibi yerler vahşi hayvanların barınakları olabilir ve bu da kesinlikle büyük bir risktir.
Kamp alanımızın güvenli veya en az riskli olduğuna inandığımız bölgeye kamp kurduktan sonra yine dikkat etmemiz gereken noktalar vardır.
Çadırlarımızın hemen yanında et, sucuk vb kokusuyla vahşi hayvanları kamp alanımıza çekebilecek besinleri pişirmemeliyiz. Bu gibi gıda maddeleri mümkünse kamptan uzak bir yerde pişirilip tüketilmelidir.
Kamp boyunca tüketeceğimiz besin maddelerini kesinlikle çadırımız içinde saklamamalıyız. Bu da yaydıkları kokular vasıtasıyla vahşi hayvanlara davetiye çıkarabilir. Yemeklerimizi ağzı iyice kapatılmış bir paket, torba veya çantada herhangi bir iple ağaçlardan faydalanarak çok yüksek yerlerde muhafaza etmeliyiz.
Kamp alanımızda mümkünse ateş hiç sönmeden yanmalıdır. Belirli aralıklarla ateş beslenmeli veya uzunca yanabilecek kütük vb odunlar kullanılmalıdır. Böylece içgüdüsel olarak ateşten korkan vahşi hayvanlar kamp alanımıza gelmek istemeyeceklerdir.
Yine de güvenlik önlemi olarak kamp ateşimizin yanında meşaleler hazır bulundurmak bize avantaj sağlayacaktır.
Eğer vahşi hayvanlardan korunmak için ateşli silahlar kullanırsak yaralandıklarında çok daha saldırgan olacaklardır. Bu yüzden kesinlikle amacımız onları yaralamak, öldürmek değil sadece korkutmak olmalıdır. Bu sebeple yaklaşık 50 cm uzunluğundaki odun parçalarından hazırlayabileceğimiz meşaleler sayesinde, herhangi bir vahşi hayvan bize yaklaştığında meşaleleri savurarak onları korkutabiliriz.
Yanımızda varsa, düdüklerimizle yüksek ses çıkararak veya çok yüksek sesle bağırarak, aynı zamanda meşaleleri onlara zarar vermeden doğru biçimde kullanarak güvende kalabiliriz. Ayrıca kamp alanımıza yaklaşık 10 metre mesafede, bazı basit malzemelerle erken uyarı sistemi hazırlayabiliriz. Bunun için birkaç uzun sırık, ip ve sallandığında veya birbirlerine çarptığında ses çıkartabilecek plastik veya teneke şişe ve kutular gereklidir.
Nasıl?
İlkel bir sistem olmasına rağmen kamp alanımıza herhangi bir vahşi hayvan yaklaştığında ipe temas ettiği an ipe bağlı plastik veya teneke malzemeler ses çıkaracak, bu da bize erken müdahale için zaman yaratacaktır.

Tüm bu tedbirlere rağmen dikkatli olmamız gereken başka noktalar da vardır. Örneğin kampımızı kurduk ve etrafı keşif için yürüyoruz. Mutlak suretle yürüyüş esnasında orada olduğumuzu diğer canlılara belli etmemiz gerekir.
Özellikle ayılar çok meraklı ve zeki hayvanlardır. Bizler gibi çoğunlukla ormanda patika yolları kullanırlar. Yürüyüş esnasında yüksek sesle konuşarak, hatta şarkılar söyleyerek onları bizden rahatlıkla uzak tutabiliriz.
İzcilerin orman yürüyüşleri esnasında yüksek sesle şarkı söylemelerinin bir sebebi de budur!
Çünkü altını çizerek belirtmek isterim ki, ayılar istisnai durumlar haricinde mağaralarına, barındıkları ine girilmediği, yavrularına yaklaşılmadığı, onlarla ormanda ani karşılaşmalar olmadığı ve açlıktan ölmek üzere olmadıkları sürece insanlara saldırmazlar.
Aksine merak etseler de çoğu zaman sessizce uzaklaşırlar. Ayılar aynı zamanda çok iyi koku alan ve bir yarış atı kadar hızlı koşabilen canlılardır. Doğada olası ayı karşılaşmalarında kesinlikle dikkat etmemiz gereken durumlar vardır. Eğer uzak mesafede bir ayı ile göz teması kurarsak, yavaş ve küçük adımlarla arkamızı dönmeden geriye doğru gitmeliyiz. Göz teması kesildiğinde derhal o bölgeden uzaklaşmalıyız.
Şayet ayı ile yaklaşık 10-15 metre mesafede göz teması sağlarsak öncelikle zor olsa da sakin kalarak ayının hareketlerini analiz etmeliyiz. Eğer ayağa kalkmış ve havayı kokluyor ise onunla yavaş ve sakin bir ses tonuyla konuşarak (herhangi bir şeyler söyleyebilirsiniz) çok yavaş hareketlerle yine arkamızı dönmeden uzaklaşmalıyız. Yine göz teması kesildiğinde derhal o bölgeyi terk etmeliyiz.
Ancak biz yavaş yavaş geri adımlar atarken o da bize doğru yaklaşıyorsa varsa sırt çantamızı yoksa üzerimizdeki ceket vb malzemeyi çok yavaşça yere bırakarak aynı sakinlikle arkamızı dönmeden geri geri gitmeliyiz. Ayılar çok meraklı canlılar olduklarından dikkatlerini, yere bıraktığımız malzemeye vererek, ona odaklanmasını sağlayabiliriz. Burada en önemli nokta eğer bizi farketmişlerse ve göz teması kurmuşlarsa asla panik yapıp arkamızı dönüp koşmamalıyız. Bu çok önemli bir kuraldır. Yukarıda da belirttiğim gibi çok hızlı koşan canlılar olduklarını unutmamalıyız.

Bir diğer durum ise ayı ile aramızda çok az bir mesafe var ve ayı bize dişlerini göstererek bağırıyorsa çok büyük ihtimalle bize saldıracaktır. O an yapabileceğimiz en iyi hamlelerden birisi ceketimizin kollarını çıkartarak bilek kısımlarından yukarı doğru kaldırarak kendimizi ayıdan daha büyük ve daha güçlü göstererek çok yüksek sesle bağırmalıyız. Ayıya ondan daha güçlü olduğumuzu hissettirebilirsek saldırmaktan vazgeçip bizden uzaklaşacaktır.
Şimdi bu hamlenin işe yarayamayabileceğini düşünebilirsiniz. Ancak o durumda sanırım yapılabilecek iki hamleden en iyisi budur. Diğer hamle ise herkesin bildiği ölü taklidi yapmaktır. Cenin pozisyonu alarak başımızı ellerimizin arasına koyarak sessiz ve hareketsiz kalmalıyız. Ta ki ayı bizi bırakıp gidinceye dek. Ancak bu yöntemi hangimiz kolaylıkla uygulayabiliriz ki? Bu hamledeki endişem, yetişkin bir ayıyı ele alırsak ölü taklidi yapan bir insanı hafifte olsa pençeleri veya ağzıyla kontrol edebilir ki bu konumda insan yaralanabilir. Bu ortamda bir insanın sessizliğini ve sakinliğini koruması gerçekten mucize gibidir.
Bahsettiğim tüm hamleler dışında esas olan her ne olursa olsun elimizden geldiğince sakin ve soğukkanlı kalarak mevcut durumdaki verilebilecek en doğru kararları vermeliyiz.

Yaban Domuzları da çok dikkat edilmesi gereken canlılardır. Çoğunlukla sürüler halinde gezerler ve mümkün mertebe istisna durumlar haricinde insanlardan kaçarlar. Ancak kaçış yollarında herhangi bir engel veya biz var isek saldırmaktan asla çekinmeyeceklerdir. Toplumda aslında çokta doğru olmayan bir bilgi vardır. Bu bilgi, domuzların boyunlarını kullanamadığından dolayı sadece düz koşular yaptıklarının ve çok çabuk yön değiştiremediklerinin sanılmasıdır.
Evet doğruluk payı olan bilgi, çok atik bir şekilde yön değiştiremezler. Ancak biz de hızlı bir şekilde kaçarken onu atlatabilecek çapraz koşular yapabilecek miyiz? Yaban domuzları boyunlarını kullanamamalarının dezavantajını, arka ayaklarını çok iyi kullanarak bu negatif durumu kapatmaya çalışırlar. Bu yüzden doğada yaban domuzlarıyla karşılaştığımızda onların koşu istikametlerinin önüne geçmemeliyiz. Bizleri görüp kaçmaya kalktıklarında da kesinlikle kaçış yollarını kapatmamalıyız. Kaçış yollarında doğal engeller varsa (kayalık, uçurum vb.) mevcut konumumuza doğru koşabilecekleri ihtimaline karşı tetikte olmalıyız. Eğer tırmanabileceğimiz büyük bir ağaç varsa mutlaka tırmanmalıyız. Onlar gidene kadar da ağaçtan inmemeliyiz. Şayet kolay tırmanabileceğimiz bir ağaç yoksa son çare olarak mümkün olduğunca hızlı ve çevik bir şekilde çapraz koşular yaparak kaçmayı denemeliyiz.

Kurtlar sürüyle gezen, çok zeki ve hisli canlılardır. Eğer kamp alanımızın yakınında bir kurt görürsek emin olmalıyız ki kamp alanımızın etrafında veya çok yakınında sürünün diğer üyeleri de vardır. Kurtlar çok nadiren ve bazı özel durumlarda yalnızdırlar. Kurtlar da ayılar gibi, açlıktan ölme durumunda olmadıkları ve onların yaşamlarını tehdit eden müdahalelerde bulunulmadığı sürece insanlara saldırmazlar.
Kurtlar diğer vahşi hayvanlara nispeten ateşten en çok korkan canlılardır. Bu yüzden yazımın başında da belirttiğim kamp ateşimizin hemen yanında meşaleler bulundurmalıyız. Olası bir tehditte meşaleleri kamp ateşimizde derhal yakıp kendimizi savunabiliriz.
Yılanlar genellikle bahar ve yaz aylarında tehdit oluştururlar. Özellikle belirtmek isterim ki onlara zarar vereceğimizi hissettirmediğimiz ve onların yaşamlarını tehdit etmediğimiz sürece bizler için tehdit oluşturmazlar. Kamp alanımızda kesinlikle büyük kayaları, kütük veya büyük odun parçalarını kaldırırken dikkat etmeliyiz. Eğer bu tür nesneleri almamız veya yerlerini değiştirmemiz gerekiyorsa mutlaka nesneyi kendimize doğru çekerek hareket ettirmeliyiz. Bu suretle nesne altında yılan varsa derhal oradan kaçacaktır. Nesneleri ileriye doğru itersek kaçış yolu için üzerimize doğru yönelebilirler, bizi tehdit olarak görebilir ve saldırabilirler. Yüksek ve sık otlar arasında yürürken veya bir ağaç, bir kaya kenarında dinlenirken yukarıdaki hususlara dikkat etmeliyiz. Özetle yılanların yaşamını tehdit edecek hareketler veya bizi farkettiklerinde onların kaçış yollarını kapatacak hamleler yapmadığımız sürece bizden hızlıca uzaklaşacaklardır.
Genel hatlarıyla yüzeysel olarak kamp faaliyetlerimiz veya doğa yürüyüşlerimizde vahşi hayvanlara karşı almamız gereken tedbirlerden bahsetmek istedim. Burada önemle belirtmek istediğim konu ise vahşi hayvanlar bizim düşmanımız değil dostlarımızdır.
Ne onları öldürecek, zarar verecek kadar zalim ne de onların kimi durumlarda bizlere hayati tehlikeler yaşatabilecek canlılar olduklarını unutacak kadar bilinçsiz olmalıyız. Tüm kamp severlere yeterli bilgi ve tecrübeleriyle tedbir aldıkları ve güvenliği asla ihmal etmedikleri keyifli faaliyetler dilerim.
DİP NOT: Yazıdaki tüm tedbirler ve hamlelerin % 100 bilimsel doğruluğu ispat olmamakla birlikte, doğa ile ilgili yoğun tecrübeleri olan insanların ortak fikir ve görüşlerini yorumladığım teorik bilgilerdir.
Bende sizler gibi doğayı, kamp yapmayı, dağlarda kalmayı seven bi fani olarak tecrübelerimi bu sayfa aracılığıyla sizlerle paylaşmak istedim.
Amacımız kamp faliyetleri sırasında nelerle karşılaşa bileceğinizi ve nasıl önlem alacağınızı sizlere aktarmak.